DR. EMILOVA’NIN KLINIĞI
sagliga giden dorğu yol

146 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Dr. Emilova’nın Kliniğine Hoşgeldiniz.

Hep hayalini kurduğunuz sağlığınıza kavuşmak için doğa bilimine dayalı tıbbi tedavi dünyasının kapılarını aralayınız.

Aqua AzurDr. Emilova’nın Kliniğinde hastalıklara teşhis konulması, riskli durumların değerlendirilmesi ve önlenmesi alanlarında hizmet verilmekte ve birçok hastalık doğal yöntemlerle, başlıca da meyve-çay esaslı relaks diyeti uygulanarak tedavi edilmektedir. Hedefimiz, her hastanın sağlıklı yaşam konusunda doğru bir görüşe sahip olmasını sağlamaktır. Klinikte hoş bir ortamda keyifli bir tatilin tadının çıkarmanın yanı sıra doktor kontrolü altında tedavi edilmenin rahatlığını da yaşayabilirsiniz.

Kliniğimizde uygulanan tedavi yöntemleri hasta vücudun tekdüze bir sistem olarak ele alınmasına dayanmaktadır. Bizim için insan bedensel, zihinsel ve ruhsal bileşenlerden oluşan tek vücuttur ve bu tekdüze sistemin dengesi değişik iyileştirici etkinliklerle sağlanabilmektedir. Açlık terapisi yoğun istirahat, temiz hava, güneş, yürüyüş ve jimnastik, ruhsal enerji çalışmaları, fizyoterapi, psikoterapi, kolon hidro terapi, şifa masajları, su tedavileri ve sağlık konusunda eğitici ve bilgilendirici derslerle birlikte uygulanmaktadır. Böyle bir ortamın içinde sadece bulunmak bile insanı gerçek sağlığına önemli ölçüde yakınlaştırıyor diyebiliriz. Ancak her insanı bu gerçek sağlığına kavuşturabilmek için her birinin sağlık durumunu baştan başa tanımak gerek. Bu yüzden kliniğimizde kıdemli doktorlardan oluşan ve en son teknoloji cihazlarıyla çalışan bir uzman ekibi hizmet vermektedir.

1993 yılında, İç Hastalıkları, Romatoloji Ve Kardiyoloji Uzmanı Dr. Lyudmila Emilova tarafından Bulgaristan’ın Varna şehrinde kurulmuş olan klinikte şimdiye kadar sağlık merkezinden dünyanın her yerinden gelen 45 binden fazla insan tedavi görüp koruyucu bakımdan geçerek tekrar mutluluklarına ve sağlıklarına kavuşmuş olarak ayrılmıştır. Yılların bize verdiği tecrübe ve birikimlerimize dayanarak şifa orucu konusunda bir çok bilimsel araştırma yapıp sonuçlarını yayınlama olanağı bulduk.

emi09Kliniğe geldiğinizde kendinizi sakin, huzur verici, hoş bir ortamın içinde bulacaksınız. Bu atmosfer içinde tamamıyla rahatlamak ve dinçleşmek fırsatı bulacaksınız. Merkezimizde kaldığınız sürece sağlıklı yaşamanın sırlarını çözme imkanınız da olacak çünkü her gün temel dillerde hazırlanıp sunulan sohbetler, sunumlar, filmler veya literatürden istifade edebileceksiniz.

emi15Dr. Lyudmila Emilova. 1943 yılında Varna’da doğdu. Varna Tıp Üniversitesinden 1969 yılında mezun olan Dr. Emilova daha sonra İç Hastalıkları ve Romatoloji ile Kardiyoloji dallarında uzmanlık yaptı. Resmi tıp alanında zengin bilgi ve deneyime sahip olmasına rağmen 1991 yılında Dr. Emilova’ya birçok kronik hastalık teşhisi konuldu.

İşte o dönemde talih onu ünlü Bulgar Şifacı Lidiya Kovaçeva ile karşılaştırdı ve Doktor Emilova kendisinden meyve ve ballı çay yardımıyla uygulanan hafifleştirilmiş şifa orucu veya oruç terapisi denilen yöntemi keşfetti. Bu sistemi üzerinde birkaç defa uygulayan Doktor Emilova, beslenme rejimini değiştirerek şiddetli migren, kronik gastrit ve kolit, karaciğer steatozu, anemi ve safra kesesi atonisi hastalıklardan bir yıl içinde kurtulmayı başardı. Elde ettiği sonuçlardan etkilenen ve esinlenen Dr. Emilova, bundan sonra hayatını bu yöntemle tedavi olmak isteyen hastalarına yardımcı olmak misyonuna adamaya karar verdi. Böylece, 5 Mayıs 1993 emi20tarihinde, doğa bilimine dayalı tıbbi yöntemlerle çalışan sağlık merkezini hizmete açan Dr. Emilova ilk başlarda yalnızdı, fakat daha sonraları meyve terapisinin sihirli gücünden ilham alan bir çok genç ekibine katıldı. Gençlerin çoğu bu sistem sayesinde kendi sağlık problemlerinin üstesinden gelmiş veya geleneksel tıbbın sınırlı imkanlarından istedikleri sonuçları elde edememiştir. Halihazırda, son teknoloji cihazlarla donatılı Dr. Emilova’nın kliniğinde 10 doktor çalışmaktadır.

1996 yılında American Nature Hygiene Society teşkilatına bağlı Hekimler Birliği üyesi olan Doktor Emilova bu sayede şifa orucu yöntemini uygulayan başka meslektaşlarıyla bilgi ve tecrübe alışverişinde bulunma imkanını elde etti. İnsan Sağlığının Korunmasında Yüksek Başarılar Elde Etmesi ve Rusya ile Bulgaristan Halkları Arasındaki Dostluk İlişkilerinin Gelişmesinde Kişisel Katkılarından dolayı 2007 yılında kendisi “Mihail Lomonosov” Madalyası ile ödüllendirdi. Şimdiye kadar sağlık merkezinden geçen on binlerce hasta, doktorun tavsiyelerini yerine getirerek kendilerini daha sağlıklı, incelmiş ve gençleşmiş hissettikleri gibi, daha da önemlisi - özgüvenli olmanın, olumlu düşünmenin, daha iyi görünmenin ve uzun yaşamanın anahtarlarının kendi ellerinde olduğunu anlamıştır.

Ekip:

      • Dr. Lyudmila Emilova – Kliniğin Kurucusu ve Yöneticisi, İç Hastalıkları, Romatoloji ve Kardiyoloji Uzmanı
      • Dr. Krasimir Milev – Organizasyon Müdürü, Elektronik Bilişim Sistemi ve Yazışma, Web Site ve Forum Danışmanı
      • Dr. Krasimir İvanov – Medikal Müdür, İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji, Ultrasonografik ve Endoskopik Tanı Uzmanı
      • Dr. Katya Kazakova – Medikal Danışman, Nöroloji, Ultrasonografik Kalp ve Damar Hastalıkları Tanısı ve Psikoterapi Uzmanı
      • Dr. Branimir Kanazirev – İç Hastalıkları, Kardiyoloji ve Romatoloji Uzmanı, Ekokardiyografi
      • Dr. Georgi İvanov – Röntgen ve Ultrasonografik Tanı Uzmanı
      • Dr. Daniela Ovçarova – Psikiyatri ve Psikoterapi Uzmanı
      • Dr. Georgi Georgiev – Manuel Terapi Uzmanı
      • Dr. Eleonora Karbova – Doktor
      • Hemşire Boryana İvanova - Elektrokardiyografi (EKG), Body Empedans Analizi, Spirometri
      • Hemşire Elena Marinova – Kolon Hidro Terap

Ulu Hipokrat (M.Ö. 460-370.) demiş ki: Her şeyde dengeli ol, temiz hava teneffüs et, her gün cildini temizle, egzersiz yap.... ve küçük bir ağrıyı ilaç kullanmak yerine aç kalarak iyileştirmeye çalış“.

thumb fruits22Dr. Emilova’nın sağlık merkezinde başlıca tedavi yöntemi meyve ve ballı çay (meyve terapisi) yardımıyla uygulanan hafif (soft) şifa orucudur. Bu rejimde 1-2 kg mevsimlik taze meyve ve taze sıkılmış “fresh”-ler, yani meyve suları, ballı bitki çayları ile sıralı olarak tüketilir. 15 - 20 gün arasında devam eden bu diyet esnasında başka hiç bir şey tüketilmez. Meyve terapisi sadece su tüketimine dayalı tam perhizin etkisine benzer sonuçlar verse de, çok daha üniversal ve kolayca uygulanabilir bir programdır. Değişik ve ağır besinlerden geçici olarak uzak kalmakla güdülen amaç ise, vücudun kendi kendini tedavi edebilecek ve iyileştirebilecek mekanizmalarını devreye almasıdır. Oruç sayesinde bütün metabolizmamız daha aktif olarak çalışmaya ve biriktirdiği toksinleri dışarıya atmaya başlar. Bu arada vücudumuzun direnci azalmaz, aksine bağışıklık sistemimizin güçlendiğini, sinir sistemimizin dinginleştiğini ve genel olarak performansımızın arttığını hissederiz. Rejim sırasında düşüncelerimiz berraklaşır ve negatif duygu ve düşünceler yok olur. Böylece hafif açlık terapisi çok güçlü bir anti-depresan ve anti-stres yöntemi olup, sağlımızı geri kazanmak için olduğu kadar hastalıkları önlemek amacıyla da tatbik edilebilecek güvenli bir metottur. Dengeli perhizin fazla kilolardan da hızlı ve kalıcı bir şekilde kurtulmamızı sağladığını da unutmamak gerekir ki, bu da pek hareket etmeyen günümüz insanlarının en sık karşılaştığı sorunlardan biridir.

Aç kalmak sadece bedenimizi etkilemez, aynı zamanda ruhumuzda da inanılmaz değişimler başlatır. Duyularımız hassaslaşır, nefsimize hakim beynimize hüküm oluruz. Programda yer alan değişik etkinlikler, aktivite ile dinlenme arasında dengeli bir ilişki kurarak bedensel, zihinsel ve ruhsal olarak arınmamızı sağlar. Dengeli perhiz yaşam kalitemizi ve yaşam sevincimizi arttırdığı için zararlı alışkanlıklardan kurtulmamızın da güvenli bir yoludur.

Neden aç kaldıkça kendimizi daha iyi hissediyoruz? Çünkü bilinçsiz besleniyoruz, sürekli stres içindeyiz, fazla hareket etmiyoruz, elektromanyetik ve radyasyon ışınımlarına maruz kalıyoruz, havamız ve suyumuz toksinlerle doludur. Bütün bu zararlı etkilerden dolayı organlarımız bitkin düşer, ruhumuz da yorulur. Ve zamanla zehirli maddeler hücrelerimizde depolanmaya başlar. Aç kaldığımızda ise, bu hücreler kendi kendini temizlemeye ve toksinleri dışarıya atmaya başlıyor. Metabolizmamız düzenli hale gelir ve yaşlanma süreçleri yavaşlar.

thumb clinic05Bunlar neden oluyor? Vücudumuz enerjisinin çoğunu tüketilen besin maddelerinin sindirimi için harcıyor. Aşırı yemek tükettiğimizde ve buna nazaran az hareket ettiğimizde ve stres içinde olduğumuzda fazla toksinleri dışarı atmak için bünyemize hiç bir şans vermiyoruz. Vücut bunun için ne zaman ne enerji bulabiliyor. Aç kalarak ise, vücudumuz bütün enerjisini hücreleri arındırmak ve yağları yakmak için sarf edebilir. Böylece fazlalıklar tehlikesiz hale getirilir veya dışarıya atılır. Vücudumuzun kendi kendini iyileştirmesi doğal bir mekanizmadır ve bu mekanizma sayesinde birçok hastalığımıza derman bulabiliriz, çünkü bu hastalıkların çoğu zaten daha önce bahsettiğimiz zehirlerden kaynaklanır. Medikal tedaviye nazaran burada şikayetler bastırılmaz, aksine bunların nedenleri ortadan kaldırılır. Dahası – aç kaldığımız sürece vücudumuz bütün sağlık sorunlarıyla birden ve aynı anda savaşmaya başlar. Hasarların büyüklüğü ve vücudu ne derecede etkisi altına almış olduklarına bağlı olarak sonuçlar kimilerinde daha çabuk, kimilerinde daha yavaş elde edilse de, her zaman başarılıdır. Bir organımızın iyileşmesi diğer bütün organlarımızın işlevlerini de olumlu etkiler. Yani vücudumuz aslında aşırı akıllı bir sistemdir ve biz ona zaman ve olanak tanıdığımızda kendi sağlığı açısından her zaman en uygun çözümü kendiliğinden bularak tekrar dinç bir hale gelebilir.

Bulgaristan meyve çeşitliliği açısından zengin bir ülkedir. Bu meyvelerdeki değerli besinler ise, açlık terapisinin şifalı etkilerini daha da artırmaktadır. Kolayca uygulanabilen bu perhiz bazı özel rahatsızlıklar dışında yetişkinlerde olduğu gibi çocuklar üzerinde de , sağlıklı olan kişilerde olduğu gibi medikal tedavi gören insanlarda da güvenli bir şekilde tatbik edilebilir. Meyve terapisi hem fayda görerek hem de zevk alarak uygulayabileceğimiz eşsiz bir tedavi yöntemidir. Program sırasında hasta açlık hissetmez, aksine kendini hafiflemiş ve aynı zamanda dinç ve zinde hisseder, hareket etmek ve eğlenmek coşkusu içindedir. Klinikten ayrıldıktan sonra bu programı evde de, işinden ve ailesinden uzaklaşmadan rahatlıkla uygulamaya devam edebilir.

Meyve terapisinin etkisini aktif hareket rejimi ve başka tedavi yöntemlerini aynı anda uygulayarak daha da güçlendirebiliriz. Kliniğimiz programları yürüyüşler, geziler, dans ve oyunlar, yoga, callanetics, sabah jimnastiği, Dr. Emilova ile birlikte Tibet ritüelleri, Çin ve su jimnastiği, disko dansları gibi etkinliklerin yanı sıra, psikoterapi, fizik tedavi, akupunktur, kolon hidro terapi ve probiyotik tedavi gibi olanaklar da içeriyor. Şifa orucu sauna, fitness, masaj, inhalasyon, çamur banyoları ve su kürleri birlikte de rahatlıkla ve keyifle tatbik edilebilir.

thumb med03Dr. Emilova’nın kliniğinde uygulanan meyve terapisi 24 saatlik doktor gözetiminde ve en modern cihazlarla yapılan kontroller eşliğinde gerçekleştirilir. Bundan dolayı sağlınız için hiç bir risk oluşmadığı gibi tedavinin etkileri de açık ve net bir şekilde değerlendirilebilir. Klinik ortamı programın daha da zevkli ve kolayca yerine getirilmesini sağlar. Merkezde kalan hastalar dostluk ve dayanışma içerisinde olup güçlenen takım ruhu ile birbirlerini motive ettiği için aç kalmak eziyet olmaktan çıkarak keyifle uygulanan bir yöntem haline gelir. Mevsimine göre kendinizi ya deniz kıyısı yakınında ya da muhteşem güzelliklerle çevrili dağlık alanda bulursunuz ki, bu size ayrı bir ferahlık ve huzur verir. Programı tatbik ettiğiniz süre içinde değişik etkinliklere katılabilir, ya da kendi tercihiniz üzerine sahilde veya dağ patikalarında yürüyüşler yapabilirsiniz. Böylece yakınlarınızın yanına hem tatil yapmış ve dinlenmiş hem de son derece sağlıklı ve dinçleşmiş olarak geri döneceksiniz.

Açlık, bilinen şifa yöntemleri arasında en eski olanıdır. Bir canlının kendini rahatsız hissetmesi ile içgüdüsel olarak harekete geçen doğal savunma mekanizması onu yemeden, hatta bazen içmeden de keser ve canlı bir yerlere gizlenip sığınarak belli bir zaman sonra iyileşmiş olarak tekrar ortaya çıkar. Hayvanların bu davranışlarını izleyen insan zamanla bunu kendi üzerinde de uygulamaya başlamış ve başarılı sonuçlar aldığını görünce bu terapiyi günümüzde de uygulamaya devam etmektedir. Bu yöntem “şifa orucu”, açlık terapisi, ölçülü perhiz, relaks rejimi adlarıyla bilinse de, günümüzde uzmanların çoğu buna “relaks ve diyet terapisi” demeyi tercih etmektedir.

Şifa bulmak amacıyla tamamen aç kalma terapisinin izleri binlerce yıl öncesinin meçhul derinliklerinde gizlidir. Günümüze ulaşan en eski bilgiler Eski Mısır devletine dayanır. Babil, Musevi, Hindistan, Fars, Çin, Tibet, Yunan ve Roma bilim adamlarının yazılarında da bu yönteme rastlayabiliriz. Çağdaş tıbbın “babaları” olarak bilinen İbn-i Sina ve Hipokrat açlık terapisinin ilk savunucuları arasındadır. Örneğin Hipokrat bu konuda “Vücudumuz temizlenmedikçe ne kadar fazla beslenirsek o kadar kendimize zarar veririz” der.

Orta çağlarda ve daha sonraki asırlarda açlık terapisinin Almanya, İngiltere, Fransa ve İsviçre’de yaygın olarak uygulandığını görmekteyiz. Rusya’da açlığın şifalı etkilerine dair ilk yazılar 18. asrın ortalarına doğru yayınlanmıştır.

Açlık terapisi dendiğinde Amerikalı diyetisyen uzmanı Pol Breg (1895 – 1976) ve Fahri Tıp Doktoru, Kiropraktor ve Naturopat olan Herbert Shelton (1895 – 1985) akla ilk gelen isimler arasındadır. 1928 yılında Shelton kendi Sağlık Okulunu açmış, 1948 yılında ise American Natural Hygiene Society cemiyetinin kuruluşuna katkıda bulunmuştur. 1978 yılında da, bugünkü adıyla International Association of Healthcare Practitioners (IAHP) olarak bilinen ve genelde açlık tedavisi ile ilgili araştırmalar yayınlamakla meşgul olan mesleki kuruluşun temellerini atmıştır.

Yirminci yüzyılda tıpta natürel tedavi yöntemlerine ağırlık veren bir akımın oluşması sonucu şifa orucu daha büyük yaygınlık kazanmıştır. Açlık terapisi Rusya, Almanya, ABD, Fransa, Avustralya, ayrıca Bulgaristan’da da bilimsel araştırmalara konu olmuştur. Klinikleri hala çalışmaya devam eden Alman bilim adamı Otto Buchinger’in (1878 – 1966) yazıları ise dünya çapında büyük ilgi gören yayınlar arasındadır.

emi18Bulgaristan’ın bu yönteme olan katkısı klasik sıkı açlık terapisini daha hafif hale getirmekten ve bu konuda büyük başarı kaydetmekten ibarettir. Ünlü Bulgar Şifacısı Lidiya Kovaçeva dahiyane basireti ile bu geleneksel oruç rejimine mevsimlik taze meyveler ve ballı bitkisel çaylar ilave ederek bugün meyve terapisi olarak adlandırılan yeni bir yöntemle tamamıyla aç kalmanın güçlü arındırma etkisi ile ölçülü perhizin üniversal bir şekilde uygulanabilirliği bir araya gelmektedir. 1992 yılında bu yöntemi kendi üzerinde deneyen Dr. Emilova bunun yararlarından etkilenerek ve esinlenerek meyve terapisine dayalı Şifa Kliniği açmaya karar vermiştir.. Meyve diyetinin de en az su diyeti kadar tesirli olduğunu, fakat hastalar tarafından daha rahat uygulanabildiğini kendi tecrübelerinden bilen Dr. Emilova, meyve terapisini daha yüksek seviyelere taşıyarak en modern tıp cihazları ile titizlikle uygulanan tetkik ve incelemeleri de tedavi programına dahil etmiştir. Böylece şimdiye kadar iyileştirilmesi imkansız sayılan ağır vakalarda bile bu sistem sayesinde hiç bir risk oluşturmadan başarılı sonuçlara ulaşılabilmiştir. İnsan Sağlığının Korunmasında Yüksek Başarılar Elde Etmesi ve Rusya ile Bulgaristan Halkları Arasındaki Dostluk İlişkilerinin Gelişmesinde Kişisel Katkılarından dolayı 2007 yılında Dr. Emilova “Mihail Lomonosov” Madalyası ile ödüllendirilmiştir.

Programdan başarılı sonuçlar alınabilecek rahatsızlıklar ve şikayetler:

      • Solunum Sistemi: kronik bronşit, sinüzit, saman nezlesi, astım bronşit
      • Kalp Damar Sistemi: yüksek tansiyon, iskemik kalp hastalığı (stenokardi, aritmi, kalp krizi sonrası), beyin damar hastalığı (beyin kanaması sonrası dahil), varisler, basurlar
      • Sindirim Sistemi: kabızlık, reflü hastalığı, kronik gastrit, kronik kolit, mide ve oniki parmak bağırsağı ülseri, kronik hepatit, safra kesesi taşlar
      • Üriner Sistem: kronik sistit, kronik piyelonefrit, böbrek taşları, sıklıkla tekrarlanan akut ürolojik enfeksiyonlar
      • Üreme Sistemi: kritik iltihaplanmalar (adneksit ve prostatitler), adet düzensizlikleri ve ağrıları, yumurtalık kistleri, rahim miyomları, her iki cinste de farklı nedenlere bağlı kısırlık, menopoz dönemi şikayetleri, mastopati, prostat adenomu (iyi huylu hipertrofi)
      • İskelet ve Kas Sistemi: artroz ve artritler, diskopati, osteoporoz, kırıkların iyileşmesi
      • Bağışıklık Sistemi: alerjiler, sıklıkla tekrarlanan soğuk algınlıkları ve başka enfeksiyonlar (örn. herpes)
      • Endokrin Sistem: hiper insülin seviyeleri, Tip 2 diyabet, tiroid bezi hastalıkları (Basedow hastalığı ve tireotoksikoz hariç), cinsel disfonksiyon ve hormonal bozukluklar
      • Sinir Sistemi: pleksit (sinir ağı iltihabı), radikülit (kök iltihabi), nevrit (sinir iltihabı), ilerlememiş evrede multipl skleroz, nevroz, uykusuzluk, anoreksi/bulimi, tekrarlanan baş ağrıları, migren, epilepsi, çocuklarda gece altını ıslatma, alkol ve sigara bağımlılığı
      • Deri: sivilceler, ürtikeri, egzama, otoimmüniter cilt hastalıkları, sedef hastalığı, lupus, sklerodermi (ciltte sertleşmeler)
      • Sindirim: şişmanlama, podagra (gut hastalığı), kanda yüksek yağ oranlar

Kontraendikasyonlar:

      • Basedow Hastalığı (Tireotoksikoz) – hastalığın yatışması halinde normal hormonal testleri uygulanarak istisnai olarak tedaviye gidilebilir
      • İleri Derecede Böbrek Yetmezliği (hemodiyaliz veya böbrek naklinde)
      • Endometrioz – tedaviden etkilenmese de bu hastaların programı uygulamasında sakınca yoktur
      • Tip 1 Diyabet
      • Akut Enfeksiyonlar
      • Psikolojik Rahatsızlıklar (şizofreni, siklofreni /Manik depresif psikoz/ vs..)
      • Kanser ve Başka Kötü Huylu Oluşumlar – genel sağlık durumu iyi olan, yayılmalara dair tespitleri bulunmayan ve standart tedavisini tamamlamış (ameliyat, kemoterapi, ışın terapisi vs.) hastalar sadece koruyucu bakım amaçlı kabul edilebilir.
      • İleri Evrede Romatoid Artrit
      • Sistematik Olarak Ortaya Çıkan Otoimmüniter Hastalıklar
      • Ağır Anemiler (hemoglobinin 90 g/l altında olması)
      • Ağır Kronik Kalp ve Solunum Yetmezliği
      • Ağır Hormonal Hastalıklar (Addison hastalığı, akromegali vs.)
      • Karaciğer sirozu
      • Komplikasyonlu Ülserler veya Bunların Oluşması Riski
      • Belli Rejime Göre Uygulanan Yüksek Dozlu Kortizon Tedavisinde
      • İleri Evrede Olan Başka Ağır Hastalıklar

146 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Phys21