DR. EMILOVA’NIN KLINIĞI
sagliga giden dorğu yol

328 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Açlık, bilinen şifa yöntemleri arasında en eski olanıdır. Bir canlının kendini rahatsız hissetmesi ile içgüdüsel olarak harekete geçen doğal savunma mekanizması onu yemeden, hatta bazen içmeden de keser ve canlı bir yerlere gizlenip sığınarak belli bir zaman sonra iyileşmiş olarak tekrar ortaya çıkar. Hayvanların bu davranışlarını izleyen insan zamanla bunu kendi üzerinde de uygulamaya başlamış ve başarılı sonuçlar aldığını görünce bu terapiyi günümüzde de uygulamaya devam etmektedir. Bu yöntem “şifa orucu”, açlık terapisi, ölçülü perhiz, relaks rejimi adlarıyla bilinse de, günümüzde uzmanların çoğu buna “relaks ve diyet terapisi” demeyi tercih etmektedir.

Şifa bulmak amacıyla tamamen aç kalma terapisinin izleri binlerce yıl öncesinin meçhul derinliklerinde gizlidir. Günümüze ulaşan en eski bilgiler Eski Mısır devletine dayanır. Babil, Musevi, Hindistan, Fars, Çin, Tibet, Yunan ve Roma bilim adamlarının yazılarında da bu yönteme rastlayabiliriz. Çağdaş tıbbın “babaları” olarak bilinen İbn-i Sina ve Hipokrat açlık terapisinin ilk savunucuları arasındadır. Örneğin Hipokrat bu konuda “Vücudumuz temizlenmedikçe ne kadar fazla beslenirsek o kadar kendimize zarar veririz” der.

Orta çağlarda ve daha sonraki asırlarda açlık terapisinin Almanya, İngiltere, Fransa ve İsviçre’de yaygın olarak uygulandığını görmekteyiz. Rusya’da açlığın şifalı etkilerine dair ilk yazılar 18. asrın ortalarına doğru yayınlanmıştır.

Açlık terapisi dendiğinde Amerikalı diyetisyen uzmanı Pol Breg (1895 – 1976) ve Fahri Tıp Doktoru, Kiropraktor ve Naturopat olan Herbert Shelton (1895 – 1985) akla ilk gelen isimler arasındadır. 1928 yılında Shelton kendi Sağlık Okulunu açmış, 1948 yılında ise American Natural Hygiene Society cemiyetinin kuruluşuna katkıda bulunmuştur. 1978 yılında da, bugünkü adıyla International Association of Healthcare Practitioners (IAHP) olarak bilinen ve genelde açlık tedavisi ile ilgili araştırmalar yayınlamakla meşgul olan mesleki kuruluşun temellerini atmıştır.

Yirminci yüzyılda tıpta natürel tedavi yöntemlerine ağırlık veren bir akımın oluşması sonucu şifa orucu daha büyük yaygınlık kazanmıştır. Açlık terapisi Rusya, Almanya, ABD, Fransa, Avustralya, ayrıca Bulgaristan’da da bilimsel araştırmalara konu olmuştur. Klinikleri hala çalışmaya devam eden Alman bilim adamı Otto Buchinger’in (1878 – 1966) yazıları ise dünya çapında büyük ilgi gören yayınlar arasındadır.

emi18Bulgaristan’ın bu yönteme olan katkısı klasik sıkı açlık terapisini daha hafif hale getirmekten ve bu konuda büyük başarı kaydetmekten ibarettir. Ünlü Bulgar Şifacısı Lidiya Kovaçeva dahiyane basireti ile bu geleneksel oruç rejimine mevsimlik taze meyveler ve ballı bitkisel çaylar ilave ederek bugün meyve terapisi olarak adlandırılan yeni bir yöntemle tamamıyla aç kalmanın güçlü arındırma etkisi ile ölçülü perhizin üniversal bir şekilde uygulanabilirliği bir araya gelmektedir. 1992 yılında bu yöntemi kendi üzerinde deneyen Dr. Emilova bunun yararlarından etkilenerek ve esinlenerek meyve terapisine dayalı Şifa Kliniği açmaya karar vermiştir.. Meyve diyetinin de en az su diyeti kadar tesirli olduğunu, fakat hastalar tarafından daha rahat uygulanabildiğini kendi tecrübelerinden bilen Dr. Emilova, meyve terapisini daha yüksek seviyelere taşıyarak en modern tıp cihazları ile titizlikle uygulanan tetkik ve incelemeleri de tedavi programına dahil etmiştir. Böylece şimdiye kadar iyileştirilmesi imkansız sayılan ağır vakalarda bile bu sistem sayesinde hiç bir risk oluşturmadan başarılı sonuçlara ulaşılabilmiştir. İnsan Sağlığının Korunmasında Yüksek Başarılar Elde Etmesi ve Rusya ile Bulgaristan Halkları Arasındaki Dostluk İlişkilerinin Gelişmesinde Kişisel Katkılarından dolayı 2007 yılında Dr. Emilova “Mihail Lomonosov” Madalyası ile ödüllendirilmiştir.


328 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Emi08